Çar. Tem 15th, 2026

SON.TV/ANKARA

HSK 1.Daire Başkanı Turan Kuloğlu, 15 Temmuz hain darbe girişiminin 10. yılı dolayısıyla kaleme aldığı yazısında, 15 Temmuz’un yalnızca başarısızlığa uğratılan bir darbe girişimi olmadığını, aynı zamanda milletin, devlet kurumlarının ve yargının birlikte verdiği tarihi bir demokrasi sınavı olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:

ASRA BEDEL BİR DİRENİŞ

Bazı günler vardır ki yalnızca yaşandıkları döneme değil, bir milletin geleceğine de yön verir. Cengiz Aytmatov’un ifadesiyle, “asra bedel” günlerdir bunlar. 15 Temmuz 2016 da Türk milleti için böyle bir gündür. O gece, bir tarafta devletin anayasal düzenini ve millî iradeyi ortadan kaldırmayı hedefleyen hain bir darbe girişimi; diğer tarafta ise milletimizin imanıyla, cesaretiyle ve vatan sevgisiyle yazdığı unutulmaz bir direniş destanı yaşandı.

Aradan on yıl geçti. Acılar dinmedi, şehitlerimizin hasreti eksilmedi. Ancak bugün geriye dönüp baktığımızda daha net görüyoruz ki 15 Temmuz, sadece başarısızlığa uğratılmış bir darbe teşebbüsü değildir. Aynı zamanda devletimizin kurumlarının, milletimizin ve hukuk düzenimizin birlikte verdiği tarihî bir demokrasi sınavıdır.

Bu sınavın en önemli cephelerinden biri hiç şüphesiz yargı teşkilatıydı.

17-25 ARALIK SONRASI YARGIDA HAZIRLIK SÜRECİ

Esasen 15 Temmuz gecesinde ortaya konulan kararlı duruş, o geceye mahsus gelişen bir refleks değildi. Özellikle 17-25 Aralık sürecinden sonra yargı teşkilatı içerisinde hukuk devleti ilkesini, anayasal sadakati ve kurumsal dayanışmayı güçlendirmeye yönelik önemli çalışmalar yürütülmüş; bölgesel toplantılarla hâkim ve Cumhuriyet savcılarının Anayasa’dan kaynaklanan görev ve sorumlulukları sürekli gündemde tutulmuştu. Böylece anayasal düzenin korunmasına ilişkin ortak bilinç güçlenmiş, kurumsal koordinasyon pekişmiş ve bu hazırlık, darbe girişimi karşısında yargının hızlı ve kararlı şekilde harekete geçmesine önemli katkı sağlamıştır.

YARGININ 15 TEMMUZ GECESİNDEKİ TARİHİ DURUŞU

Millet adına yargı yetkisini Anayasa’dan alan Türk yargısı, kalkışmanın ilk anlarından itibaren üzerine düşen sorumluluğu tereddütsüz yerine getirdi. Cumhuriyet başsavcılıkları, mahkemeler, hâkimler ve Cumhuriyet savcıları; hukuk devletini, demokrasiyi ve millet iradesini koruma sorumluluğuyla derhâl harekete geçti.

Dünya tarihinde darbeler çoğu zaman yargıyı etkisizleştirerek meşruiyet arayışına girmiştir. 15 Temmuz’da ise bunun tam tersi yaşandı. Yargı, hiçbir baskıya boyun eğmeden anayasal düzenin yanında, darbecilerin ise karşısında yer aldı. Soruşturmalar gecikmeksizin başlatıldı; hukuk devleti adına gerekli adımlar kararlılıkla atıldı. Böylece Türk yargısı, yalnızca uyuşmazlıkları çözen bir kurum olmadığını; gerektiğinde anayasal düzeni ve millet iradesini koruyan temel sütunlardan biri olduğunu bütün dünyaya göstermiş oldu.

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’IN ÇAĞRISI VE HSK’NIN ADIMLARI

Elbette bu büyük direnişin merkezinde Sayın Cumhurbaşkanımızın milletimizi meydanlara davet eden kararlı liderliği bulunuyordu. Aziz milletimiz bu çağrıya tereddütsüz karşılık vererek tankların ve silahların karşısına yalnızca inancıyla ve vatan sevgisiyle çıktı.

Yargı teşkilatı da aynı kararlılığı hukuk zemininde ortaya koydu. Darbeciler hakkında adli süreçler derhâl işletilirken, idari alanda da Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından vakit kaybedilmeksizin gerekli işlemler tesis edildi; anayasal düzene karşı hareket ettiği belirlenen iki bin beş yüzü aşkın hâkim ve Cumhuriyet savcısı hakkında meslekten çıkarma kararları hızla uygulandı. Bu kararlar, yalnızca idari tasarruflar değil, hukuk devletinin kendi meşru savunma refleksinin tarihî örnekleri olarak kayıtlara geçti.

ADALETİN TEMELİ ANAYASAL SADAKAT

Bugün artık açıkça görülmektedir ki 15 Temmuz’un en önemli kurumsal sonuçlarından biri, yargının meşruiyet kaynağının yalnızca Anayasa, hukuk ve millet adına kullanılan yargı yetkisi olduğunun çok daha güçlü şekilde ortaya çıkmış olmasıdır.

Bizim hukuk geleneğimizin asırlardır taşıdığı önemli bir ilke vardır: “Devletin dini adalettir.”

Bu söz yalnızca tarihî bir ifade değildir; devlet anlayışımızın özünü yansıtır. Adaletin bulunduğu yerde keyfilik olmaz, ayrıcalık olmaz, zulüm barınamaz. Gerçek adalet, herkese hakkını teslim eden ve hukuk önünde eşitliği esas alan bir düzendir.

Ancak adalet, tek başına soyut bir kavram değildir. Ona hayat veren, onu toplumun günlük yaşamında görünür kılan hâkimler ve Cumhuriyet savcılarıdır. Bu sebeple yargının en büyük gücü teknolojisi veya fiziki imkânları değil; anayasal sadakati, meslek ahlakı ve hukuk devleti bilinciyle yetişmiş insan kaynağıdır.

Anayasamızın açık hükmü gereğince hâkim ve savcılar görevlerini yalnızca Anayasa’ya, kanuna ve vicdanlarına göre yerine getirirler. Dolayısıyla bir yargı mensubunun en temel bağlılığı anayasal düzene olmalıdır. Hiçbir yapı, hiçbir örgüt, hiçbir aidiyet; Anayasa’nın ve millet adına kullanılan yargı yetkisinin önüne geçemez.

15 Temmuz’un bize bıraktığı en önemli derslerden biri de budur.

FETÖ İLE MÜCADELE VE GÜÇLÜ KURUMSAL HAFIZA

Bugün FETÖ ile mücadele önemli ölçüde mesafe kat etmiş olsa da anayasal düzeni hedef alan tehditlerin tamamen ortadan kalktığını söylemek mümkün değildir. Bu nedenle mücadele, yalnızca belirli bir örgüte karşı değil; hukuk devletini, demokratik düzeni ve toplumsal huzuru tehdit eden her türlü yapılanmaya karşı aynı kararlılıkla sürdürülecektir.

Bu süreçte devletimizin en önemli güvencesi ise yetişmiş insan kaynağı ve güçlü kurumsal hafızasıdır. Terör örgütleriyle mücadele sırasında edinilen bilgi, tecrübe ve uygulama birikimi gelecek nesillere aktarılmalı; anayasal sadakat ve hukuk devleti bilinci yeni nesil yargı mensuplarının meslek kültürünün ayrılmaz parçası hâline getirilmelidir.

Nitekim hain darbe girişiminin hemen ardından soruşturma ve kovuşturmalarda görev alan çok sayıda hâkim ve Cumhuriyet savcısı, bu mücadelede tarihî sorumluluk üstlenmiştir. O dönemde İstanbul’da sulh ceza hâkimi ve ağır ceza mahkemesi başkanı olarak kritik görevler üstlenen, bugün ise Adalet Bakanı olarak görev yapan Sayın Akın Gürlek’in ortaya koyduğu hukuki duruş da bu kurumsal hafızanın önemli örneklerinden biridir.

Devletler yalnızca kanunlarıyla değil; yetişmiş insan kaynağı, kurumsal hafızası ve anayasal değerlerine bağlı kadrolarıyla güçlüdür. Bu birikimi koruyabildiğimiz ölçüde hukuk devletimizi daha da güçlendirebilir, benzer tehditler karşısında daha dirençli bir kurumsal yapı inşa edebiliriz.

GELECEĞE MESAJ

On yıl önce milletimiz canı pahasına demokrasiye sahip çıktı. Devletin kurumları anayasal sorumluluklarını yerine getirdi. Yargı ise millet adına kullandığı yetkinin kaynağının yalnızca Anayasa olduğunu bir kez daha bütün açıklığıyla ortaya koydu.

15 Temmuz’u anmak, yalnızca geçmişi hatırlamak değildir. Aynı zamanda geleceğe karşı sorumluluğumuzu hatırlamaktır.

Bu vesileyle, vatan uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmetle, kahraman gazilerimizi minnetle yâd ediyor; milletimizin bir daha böyle ihanetlerle karşılaşmamasını temenni ediyorum. Adaletin rehberliğinde, hukukun üstünlüğüne ve anayasal sadakate bağlı kadrolarla, Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuk devleti niteliğini güçlendirmeye kararlılıkla devam edeceğiz.”

ETİKETLER: #15Temmuz #TuranKuloğlu #HSK #Yargı #Adalet #HukukDevleti #AnayasalSadakat #Demokrasi #FETÖ #Türkiye #Hakim #Savcı #SonTV

HSK 1.Daire Başkanı Turan Kuloğlu, 15 Temmuz hain darbe girişiminin 10. yılı dolayısıyla kaleme aldığı yazıda, yargının o gece anayasal düzenin ve millet iradesinin yanında yer aldığını vurguladı. Kuloğlu, hukuk devleti, anayasal sadakat ve güçlü kurumsal hafızanın Türkiye’nin geleceği açısından vazgeçilmez olduğuna dikkat çekti. Read More

By admin

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir